The truth about my life

Mon, 17 Nov 2008

Bu metni Natali'nin yeni açılan blogu için yazmıştım, orada yayınlandığına göre artık kendi günlüğümde de yayınlıyorum.

Basit değil mi? AB ülkeleri ABD'ye ihracat yapamazlarsa gelişmekte olan diğer ülkelerden ithalat da yapamıyorlar. Biz AB'ye ihracat yapamazsak o zaman cari açığımız büyüyor ve bu açığı finanse etmek için borç para ihtiyacımız artıyor. Ayrıca ürettiğimizi satamazsak üretimi yavaşlatmamız veya durdurmamız gerekiyor. Bu da artan işsizlik demek. Artan işsizlik, halkın tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve sınırlı kaynakları harcayarak satın alırken isteksiz davranmaları demek. Bu da insanların artık zaruri olmayan ürün ve hizmetleri almak istemeyecekleri anlamına geliyor.

Operatörlerin kontör satışlarının korkutucu şekilde düşüşünü veya fatura tahsilatlarındaki sıkıntıları böyle açıklayabiliyorum. Halkımız, bir kez daha, fakirleşiyor gibi görünüyor. Ama bu krizin öncekilerden biraz farkı var. Artık beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek; sanayi, tarım, hayvancılık yapabilmek için ithal mallara daha fazla bağımlıyız. Her kriz yerli malve hizmet üretimini biraz daha baltalıyor.

Kişisel kehanetlerimi biraz daha açarsak, temelde abone başına yıllık gelir ortalamasının hissedilir şekilde düşüşünün sonuçlarını şöyle öngörüyorum:

  • Logo/melodi ve mobil müzik gibi mobil içerik servislerine zaten 2007 ortalarında elveda demiştik. Bugünlerde bu servislerin posasından para kazanılıyor. Aslında erotik video mobil içeriklerinin ömrünü daha kısa öngörüyordum ama görünüşe bakılırsa Türk halkının sosyal yapısı bu etik olmayan iş modelini bir süre daha, bilgisayar ve internet kullanımı yaygınlaşana dek yaşatacak.
  • Zaten uzun süredir düşme trendindeki katma değerli IVR servisleri üzerinden çalışan arkadaş bulma ve erotik sohbet servisleri ile yakında temelli vedalaşıyoruz.
  • Medya ve mobil dünyayı bir araya getiren çeşitli interaktif servisler (TV alt bant SMS servisleri...) gelir kaybediyor olmalı veya bugünlerde gelir kaybetmeye başlayacak.
  • Bilgi-eğlence servisleri de (haber, hava durumu, spor, gol görüntüleri) halkın tasarruf politikasını izleyecek. Cepten haber okumak yerine bedava olan TV, veya internet sitelerini kullanacaklardır.
  • Aboneler arası sesli telefon görüşmeleri ve mesajlaşma servisleri kullanımı; diğer adıyla operatör servisleri toplam kullanım olarak çok etkilenmeyecek ama karlılık numara taşınabilirliğinin de getirdiği rekabet ortamında hissedilir şekilde azalacak gibi. Operatörler çeşitli ucuz tarifelerle insanların cep telefonu kullanım alışkanlığını artırmaya, müşteriyi sabit telefon hattı işletmecilerine kaptırmamaya çalışacaklar – kriz eninde sonunda bitecektir ve bittiğinde de en az dayak yiyen boksör galip olacak. Ama galibiyet bedelsiz değildir, onlar krizin bitmesini beklerken borsada işlem gören hisse fiyatlarının biraz düşeceği tartışmasız. Ben güzide operatörümüzün yerinde olsam Microsoft'un yaptığını yapar, hazır düşmüşken kendi hisselerimi kendim satın almaya başlardım. Ortakların hisselerini ucuza kapatmak her zaman iyi fikirdir.
  • Eminim Ulaştırma Bakanlığı “keşke ilk ihalede lisansı verseydik” diye düşünecek, çünkü yeni 3G ihalesinde öyle milyar liralar havada uçamayacak gibi duruyor.
  • Ayrıca 2009 ve hatta 2010'un 3. çeyreğine kadar duyurulacak yeni katma değerli servislerin ağırlıklı olarak mobil pazarlamaya yönelik olacağını öngörmek çok zor değil; daha fazla mobil kupon uygulaması göreceğiz ama bu servislerde paranın yönü tersine olacak sanki. Servise erişmek ucuz, ürünün kendisini kullanmak biraz daha pahalı olacak gibi.
  • Unutmadan, mobil oyunlar da pazarı terk ediyor. Para yoksa eğlence de yok.

Bunların hepsi alınacak çok sayıda ders içeriyor. Bu derslerin başında insanların ucuz olanı takip edeceği var.

  • Internet kullanımının da rekabet dolayısıyla daha da ucuzlayacağını görürsek, 2009'un VoIP çözümlerinin KOBİ'leri aşıp evlere gireceği yıl olacağını söyleyebiliriz. İnsanlar evlerine aldıkları Internet bağlantısından daha fazla hizmet beklemeye başlayacaklar. Bu talebin büyük olasılıkla düşük fiyatlı, kullanımı kolay, WLAN destekli, VoIP yapabilen cep telefonlarının pazara hızla girmesini ve satışlarında patlama getireceğini tahmin ediyorum; tabii eğer iyi tanıtmayı becerirlerse.
  • Diğer alternatifler pahalı olunca Internet kullanımı ve bilincinin biraz daha artacağını söyleyebilirim. Bunun sonucunda Internet üzerinden alışverişlerin artmasını bekliyorum. Sahibinden.com, gittigidiyor.com ve eğer aklını biraz başına alırsa hepsiburada.com bu dönemde biraz prim yapacak gibi. Diğerlerinin ve yeni gireceklerin de şansı var: kimlerin büyüyeceğini basitlik, kullanım kolaylığı ve hizmet kalitesi belirleyecek.
  • Bir diğer gelişme de TK tarafında olacak gibi. Büyük olasılıkla TK, öncelikle mobil alışveriş konusunda daha esnek davranacak. Eğer devlet baba telefonla satın alınan ürünlerde ÖİV almaktan vazgeçerse mobil alışveriş, finans dünyasıyla mobil operatörleri de bir araya getirecek gibi duruyor. Elimizdeki cep telefonları yakında birer taksitli kredi kartına dönüşebilir ;) Eğer bu olursa, cep telefonu ekranlarından alışveriş yapılmasını kolaylaştıracak tasarımlara ihtiyaç olacak.

Türk'ün aklı kaçarken çalışır, krizden kaçarkan dahiyane fikirler bulacağız ve biz mobilcilerin inovasyonla coştuğu yıl 2009 olacak. Bu fikirlerin çoğu ülkemiz için uygun olmayacak ama aramızdan uyanık olanlar diğer pazarları kurcalamaya; servis ve yazılım ihracatı yapmaya başlayacak.

Türkiye'de pazarın daralacağı konusunda herkes hemfikir; inovasyon yaparken bir yandan ihracatı da artırabilirsek tüm sektör olarak bu krizden hayli kuvvetli çıkabiliriz. Bir çok yönden çevremizdeki petrol zengini halklara aç oldukları hizmetleri götürmek için avantajlı konumdayız. Tecrübeliyiz, sosyal olarak onlara yakınız, kültürlerine kolayca adapte olabiliyoruz.

Can sıkıcı günlerin hızla yaklaştığı kesin ama, enseyi karartmamakta yarar var.

Natali'ye açılışı benimle yaptığı, üstelik geciktiğim halde beklediği için çok teşekkür ediyor, yazımı okurken eğlendiğinizi umuyorum.

Hayırlı işler! :)

Sun, 16 Nov 2008

Bu kısa yazıma Kemani Serkis Efendi'nin bestesi ile başlamak istiyorum:

Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime

İsveç Merkez parti lideri Maud Olofsson 2025 yılına kadar petrol ürünleriyle çalışan tüm araçların yasaklanmasını önermiş. Haydi, hepimiz İsveç'li olalım.

I always felt the struggle when I tried to eat a book when I was studying maths in Turkish language. Back in 2004 I saw a Calculus book written in English language in the hands of my good friend Can Burak Çilingir for the first time, shuffled it a bit, and at that moment I knew why. I am just not able to understand math teaching in Turkish properly. Many words don't really mean a thing.

I learnt English on my own just to be able to grasp the information I badly needed from the Borland's Turbo Pascal 5.0 online help system; and I can't understand math teaching in Turkish? Yeah, that felt kinda strange. Over the years I discovered a few other things I had trouble registering with my neurons when the words are in Turkish.

Sat, 08 Nov 2008

Daha önce Pınar Yanardağ'ın benim özgeçmişimi afişe ettiği blog girdisine bir özgeçmiş hazırlama kılavuzu yazmaya karar verdiğimi yazmıştım. Çok uzun süredir yapılacaklar listemde bekliyordu ve sonunda işe koyulabildim :)

Başlamadan belirtmek istiyorum: bu konuda bir uzman değilim, bu yazı tamamıyla tecrübelerime ve arkadaş sohbetlerine dayanıyor, okuduklarınızın hepsi doğru veya yanlış olabilir. FrontSITE, Parkyeri ve Cellenity'de çalıştığım dönemde (son 6 yıl diyelim) muhtemelen birkaç bin özgeçmiş okudum. Hem birlikte çalıştığım hem de diğer şirketlerden tanıdığım çok sayıda insan kaynakları (bundan sonra İK) uzmanı ile bu konuda sohbet ettim. Yakın arkadaşlarım arasında otomotiv ve telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren şirketlerde İK uzmanı olarak çalışan değerli insanlar var ve onları izlerken çok değerli ipuçları edindim. Sözün özü, yazının devamını okumanız yararınızadır.

Herhangi bir belgeden beklenenler özgeçmişlerden (bundan sonra CV) de beklenir: içten, doğru ve güncel, amaca yönelik, yeterince detaylı, mümkün olduğunca kısa, okunaklı olmalı... bıdı bıdı, bunlar her yerde yazıyor zaten. Başka ne var?

Belgenin nasıl yazılacağını kurcalama faslını bir an için bitti farzedelim ve elimizde bir belge olduğunu hayal edelim. Bir iş ilanı gördük ve özgeçmişimizi gönderdik. Bundan sonraki süreci, masanın diğer tarafından bakarak birlikte düşünelim istiyorum ki o belgenin akıbetini yaşayalım ve ders alalım. Bu arada, belgemiz popüler bazı hataları içeriyor olsun :)

  • Dünyadaki finans krizini ve ülkemizdeki yaklaşık 40%'lik işsizliği dikkate alırsak muhtemelen başvurduğunuz ilana en az 1000 kişi daha başvurmuş olmalı.
  • Başvurunuzu ilk görecek olan kişi büyük olasılıkla bir İK uzmanı. 1000 adet ilanı anahtar sözcüklere/iş tanımına göre filtrelemek veya göz ucuyla yoklamak için bir iş günü, toplantılar, e-posta vb. diğer aktiviteleri çıkarırsak en çok 5 saat, yani 300 dakika zamanı var bu arkadaşın ve bu faaliyetin bütün amacı alakasız başvuruları (yönetici sekreteri pozisyonuna gelen çaycı başvurularını) ayıklamak. Her CV için yaklaşık 30 saniye eder. İK uzmanı bu 30 saniyelik sürede başvurunuzun çöpe mi yoksa yazıcının içinde duran kağıda mı gideceğine karar vermek zorunda. Burası önemli: O İK uzmanına yardım etmelisiniz, onun hayatını kolaylaştırmalısınız.
  • Belgenizi Microsoft Word veya OpenOffice.org belge formatında göndermeyin; kullandığınız yazı tipleri ve diğer şekillerin alıcının bilgisayarında 100% aynı görünmeme ihtimali var. Adınız için seçtiğiniz o yazıtipi İK uzmanının şirket politikası gereği Windows 2000 kurulu bilgisayarında yüklü olmayabilir. Mümkünse PDF olarak gönderin. OpenOffice.org kullanın, belgenizi tek tıklamayla PDF yapın gitsin. Bu sayede ekranda, kağıtta, her yerde istediğiniz gibi görüneceğinden emin olabilirsiniz.
  • Ertesi sabah işe geldiğinde aynı İK uzmanı yazıcıdaki önceki günden seçtiği özgeçmişlerin çıktısı olan kağıtları ayıklayıp çok sayfalı olanları birbirine zımbalayacak. Şansınız varsa özgeçmişinizin tüm sayfaları düzgün şekilde bir araya gelir. Benim gibi şansa inanmıyorsanız özgeçmişinizi öyle bir tasarımla hazırlayın ki gözlüklerini evde unutmuş olan İK uzmanı 2.50 astigmatik gözleriyle bile CV'nizin tüm sayfalarının birbirine hayli benzediğini ve bir arada olmaları gerektiğini anlayabilmeli. Bunun tek yolu tasarım değil, okunaklı sayfa numaraları da olur.
  • O İK uzmanı büyük olasılıkla dakikada 8 sayfa basabilen siyah tonerli bir laser yazıcı kullanıyor; bu sebeple CV'niz siyah dışında bir renk içermezse iyi olur çünkü o renkler kağıtta gri tonlar olarak görünecek, belki de görünemeyecek. Hatta belki de o yazıcının toneri bozuk ve ancak faks kadar (200dpi) bir çözünürlük sağlayabiliyor. Biraz da bu sebeple özgeçmişlerde fotoğraf kullanmak anlamsız oluyor. Diğer taraftan, bazı İK uzmanı arkadaşlar insan yüzlerini hatırlamakta oldukça başarılı, bu sebeple eğer fotoğrafınızın iyi görüneceğinden eminseniz koyabilirsiniz de.
  • İK uzmanı kağıtları birbirine zımbalarken, eğer gözlüğü yanındaysa, bir yandan da hızlıca göz atacak. Merak insan doğasında vardır. Büyük olasılıkla bu arada çok beğendiklerini ayırıp kağıt yığınının en üstüne veya ayrı bir yere koyacaktır.
  • Neden bilmiyorum, İK uzmanlarının çoğu kadın. Bunu düşünün, beğenmek hayli kişisel bir olay ama ilk önce kağıt zımbalayan İK Uzman hanım'ı tavlamalısınız. Sayfa düzeni, okunaklı yazı tipleri, sadelik, düzgün bir bilgi sıralaması, özetle okuması eğlenceli bir belgedir bunun yolu. İpuçları az sonra.
  • O kağıt yığınlarını büyük olasılıkla daha kıdemli bir İK uzmanı tekrar, biraz daha detaylı inceleyecek ve doğal olarak başvurduğumuz ilanda yer alan çeşitli özellikleri arayacak. Gayet iyi biliyoruz ki İK uzmanlarının çoğunun proje yönetimi, yazılım mühendisliği, tasarımcılık, stilistlik, sekreterlik, satıcılık veya genel müdürlük tecrübeleri yoktur ama görüşmelerden önce ilgili departmanlardan bilgi alıp derslerine çalışırlar. İşe alınmasını sağlayacakları insanların orada çalışmaya başlayınca gerçekte ne yapacaklarını sorup öğrenirler. Onların elinde o işi yaptırmak isteyen birilerinin hazırladığı iş ilanı ve 1000 başvurudan alakasızlar ayıklandıktan sonra geriye kalan ~300 kadar ilan vardır (garip ama bu oran 30%-40% civarında dolaşıyordu hep). Kıdemli İK uzmanının da hayatını kolaylaştırmamız gerek. Zımbalanmış birkaç sayfa kağıda tek bakışta sizin o ilana uygun olup olmadığınızı kolayca anlayabilmeli, buna geleceğiz.
  • Kıdemli İK uzmanı da o kağıt yığınının bir kısmını geri dönüşüm için çöp kutusuna ayırdıktan sonra geriye kalanların arasındaysanız (kalan 300'ün 30% kadarı, yani en çok 100 adet CV eder). Kıdemli uzmanımız kalan 100 CV arasında, eğitim ve iş tecrübesi bilgilerinin bir kombinasyonunu kullanarak kıyaslama yaparak bu sayıyı da 30% kadarına indirmeye çalışacaktır, geriye muhtemelen 30 civarında CV kalır.
  • Farkında mısınız bilmiyorum ama, 2 İK uzmanından sonra 1000 kadar başvurudan geriye 30 tane kaldı. İK uzmanları gerçekten eğlenceli insanlardır, çoğu en temel işi olan filtreleme işini gayet iyi yapar, bence herkes onları tanımalı. Filtreden yalnızca 3% geçebildi. Bugünlerde başarılı olduğunu iddia eden elektrik süpürgesi filtreleri bile 15%'den fazlasını ortama bırakıyor.
  • Kıdemli İK uzmanı bir adım daha ileri gidip bazı adayları bir ön görüşmeye davet edebilir ve bunların arasından bir filtreleme daha yapabilir. Bu durumda yalnızca ön görüşmeden sonra da hakkında olumlu düşündüğü adayların CV'leri müdüre gider.
  • Ön görüşme yapılmadığını varsayalım. Bu 30 kadar CV kısa süre sonra personel talebini yapan departmanın başında kim varsa ona gider, bundan sonra adı departman müdürü, kısaca müdür olsun. Müdür bunları inceleyip genellikle bir kısmını tekrar eleyecek. Çoğunlukla toplam başvuruların 1% kadarı görüşmeye davet ediliyor, sayı 10 kişiye inecek. Müdürün nasıl eleyeceği tamamen yapılacak işin, ilanın, konunun mahiyetine; hatta müdürün hangi okuldan mezun olduğuna, CV'lerde insanların geçmiş tecrübelerinde yazdıkları şirketleri tanıyıp tanımadığına veya önceki gece evde eşiyle kavga edip etmediğine bile bağlı. Ama şundan emin olabilirsiniz: müdür CV'nizi baştan sona dikkatle okuyacak, inceleyecek. Görüşmeye davet edilip edilmeyeceğiniz ne kadar iyi olduğunuzla ilgili bir mesele, burada ben yardım edemem.
  • Müdür, görüşülmeye değer bulduğu CV'leri kıdemli İK uzmanına geri verecek ve diğerlerini geri dönüşüm için çöpe gönderecek. Kıdemli İK uzmanı da size ulaşmaya çalışacak. Nasıl? Sizin verdiğiniz iletişim bilgilerini kullanacak. 10 adet CV'de tek tek iletişim bilgisi arayacak. Onun hayatını kolaylaştırın, iletişim bilgilerini ilk bakacağı yere koyun; ilk sayfaya, en üste.
  • Görüşmeye davet edildikten sonraki kısma çok fazla yardım edemem ama birkaç ipucu vereceğim.
  • Mümkün olduğunca düzgün giyinin: tercihen takım elbise ve kravat giyin, mümkün değilse en azından temiz bir gömlek; ama kot pantalon üzerine t-shirt ile görüşmeye gitmeyin. Bu konuda pazarlık yok.
  • Görüşmeye tam zamanında gidin; erken gitmeniz sizi ucuz, geç gitmeniz ise sorumsuz yapar. Ayrıca bazı şirketler görüşme için gelen adayları kasten bekletip sabrı zorlamakla ünlüdür; kalkıp gitmeyin, oyunu onların kuralıyla oynadığınızı unutmayın. Aslında muhtemelen böyle bir yerde çalışmak istemezsiniz zaten ama, kalkıp giderseniz bunu başka şirketler de duyacaktır. İK uzmanları sosyaldir, bunların dedikodusunu yaparlar.
  • Görüşme sırasında çok farklı türlerde çeşitli sorulara yanıt vermeniz gerekecek. Karşınızdakinin amacı seviyenizi ölçmek, bazen vururken acıtacağını bilmelisiniz. Dürüst olunması gerektiğini beyinsizler bile biliyor ama ben haddinden fazla değil de yeterince dürüst olmanızı önereceğim. Emin olmadığınız, uydurma yanıtlar vermeyin, bilmediğinizi söylemekten çekinmeyin. Karşınızdaki yalan veya uydurma yanıtlarınızı yutmuş gibi yapacaktır, bu da işe alınmayacağınızı garantiler.
  • Formal bir görüşmede, sizinle görüşenlerden bazılarını önceden tanıyor olsanız dahi, lüzumsuz lakayıtlık veya samimiyet göstermeyin. İş başka, arkadaşlık başkadır.

Gelelim belgenin kendisine. Benim tavsiyem, bilgileri aşağıdaki şekilde gruplamanız:

  • 1. sayfa, en üstte, büyükçe yazılmış, adınız ve soyadınız. Hemen altında telefon numaranız ve e-posta adresiniz. Onun altında da açık ev adresiniz. Fotoğraf konulmasına çeşitli sebeplerle karşıyım, bu konuda daha sonra tekrar yazacağım.
  • Hemen altında kişisel bilgiler: girmek istediğiniz iş kolu ile ilgili tecrübeniz de olan anahtar sözcükler (bunlar kıdemli İK uzmanının hayatını kolaylaştırmak içindir), doğum tarihi ve yeriniz, tabiyetiniz (nüfusa kayıtlı olduğunuz ülke-ler), şu anda bir yerde çalışıp çalışmadığınız, eğitim durumunuz (devam etmekte olduğunuz veya son mezun olduğunuz okulun düzeyi) ve yıl cinsinden geçmişteki iş tecrübeniz.
  • Hemen altında kariyer hedefinizin olmasını tavsiye ediyorum; şu anda aradığınız işi tarif edin. Örnek: Otomotiv parçaları üretip ihraç eden bir şirkette endüstri mühendisi olarak çalışıp üretim süreçlerini tecrübe etmek ve kendimi geliştirmek istiyorum; gibi birşeyler olabilir, bilemiyorum.
  • Hemen altında, sizi diğer adaylar arasında öne çıkaracağını düşündüğünüz yeteneklerinizin bir özetinin yer almasını tavsiye ediyorum. Örneğin 2 yıl otomotiv yan sanayi tecrübeniz olduğunu, başvurduğunuz şirkette daha önce staj yaptığınızı, okuldayken yaptığınız işle ilgili projeleri birer cümleyle maddeler halinde yazabilirsiniz. Kıdemli İK uzmanının 2. aşama filtrelemesini geçmenize yardımcı olacaktır; bunların 1. sayfada olması önemli.
  • Eğer ilk sayfayı doldurabildiyseniz bu iyi; dolduramadıysanız, zorlamayın. Yazdıklarınızın sayfayı ortalamasını ve göze hoş görünmesini sağlayın.
  • İkinci sayfada eğer geçmişte iş tecrübeniz yoksa eğitim bilgilerinizle başlayın; mümkün olduğunca fazla detay verin. Başarıyla ve severek geçtiğiniz dersleri, not ortalamalarınızı, yaptığınız projeleri yazın. İş tecrübeleri bölümünde, en azından bir staj yapmışlığınız vardır, onu mutlaka yazın.
  • Eğer iş tecrübeniz varsa 2. sayfaya bununla başlamanız önemli; geçmişte yaptığınız işleri olabildiğince ölçülebilir bilgiler içeren cümlelerle anlatın. Şirket adları ve orada çalıştığınız tarih aralıklarını mutlaka yazın. Çalıştığınız şirketleri son ayrıldığınız şirketten ilk çalıştığınız şirkete doğru yazmaya çalışın. Benim gibi 37 şirkette çalıştıysanız son birkaç tanesini yazın, kâfidir, abartmayalım. Eğer şirketlerde birden fazla departmanda çalıştıysanız, farklı türlerden sorumluluklarınız varsa (eğitimleri takip etmek, insan kaynakları departmanı için iş görüşmeleri yapmak vb.) bunları da mutlaka belirtin. İş tecrübelerinden sonra eğitiminizle ilgili özet bilgi verip geçin gitsin. Unutmayın: bir işi yapabilmek, eğitimini almış olmaktan çok daha önemlidir.
  • Eğitim ve iş tecrübesi bilgileriniz sayfanın yarısından fazlasını doldurduysa harika, düzgün şekilde sayfayı ortalamasını sağlayıp bir sonraki sayfaya devam edin. Doldurmadıysa birkaç fırın ekmek yemeniz gerek demektir :)
  • İşinizle ilgili aldığınız sertifikalar veya eğitimler varsa bunların bir listesini, eğitimi/sertifikayı aldığınız tarih ve bunları veren kurumla ilgili bilgilerle birlikte ayrı bir başlık halinde listeleyin.
  • Birden fazla yabancı dil konuşabiliyorsanız ayrı bir bölüm halinde yazın, yalnızca bir taneyse son sayfadaki kişisel bilgiler bölümüne saklayın. Eğer yabancı dil konuşamıyorsanız bir kurs bulup öğrenmeye başlasanız iyi olur. Sadece iş için değil, farklı bir dünya görüşü de kazandırdığı için bence herkes en az bir yabancı dil konuşabilmeli.
  • Sonraki bölümde, bilişim teknolojileri ile ilgili bilgi verin; kullandığınız işletim sistemleri, donanımlar, paket programlar önemlidir. İşinizle daha yakından ilgili olanları üst sıralarda yazmaya çalışın.
  • Sona yaklaştık: kişisel bilgiler bölümünde bazı isimler yanıltıcı olabileceğinden cinsiyetinizi, medeni durumunuzu, askerlikle ilişiğiniz olup olmadığını -- ertelediyseniz tecilinizin süresini, sürücü ehliyetiniz olup olmadığını, sigara içip içmediğinizi (içiyorsanız acilen bırakmalısınız), varsa üyesi olduğunuz kulüp ve dernekleri yazmalısınız. Dilerseniz bu bölüme hobilerinizi de yazabilirsiniz ama saçmalamamak önemli, paraşütle atlamayı yazdıysanız daha önce birkaç kez yapmış olmalısınız ki hobiniz olabilsin.
  • Eğer referans belirtebiliyorsanız bu iyidir. "Gerekirse referans verilir" yazıp orayı boş bırakmayın, önceden izinlerini alarak ve haberdar ederek okulda ders aldığınız hocalarınızın veya önceki şirketlerde birlikte çalıştığınız yöneticilerin iletişim bilgilerini, kurum adları ve oradaki görevleriyle birlikte buraya yazmanız size ek puan kazandırabilir.

Belgenin şekli şemali ile ilgili bazı ipuçları:

  • Sayfa tipi olarak A4 seçtiğinize emin olun, ülkemizde neredeyse tüm yazıcı kağıtları ISO A4 standardında satılır ama garip bir şekilde kelime işlemci yazılımların bazıları Amerikan mektup kağıdı ayarıyla öntanımlı açılıyor. Sayfaların kenarlarında bolca boşuk bırakın.
  • Yazı tipi olarak Times New Roman, Courier New gibi Serif ailesi olarak adlandırılan kitap yazıtipleri kullanmayın. Hem ekranda, hem kağıtta göz yoran bu yazı tipleri özellikle astigmat göz bozukluğu olan insanların sinirini bozar :) Bitstream Vera Sans, Arial, Tahoma, Verdana, Corbel gibi yazıtiplerini sayfadaki en küçük harfler 10 puntodan küçük olmayacak şekilde kullanabilirsiniz. CV'niz boş görünüyorsa satır aralıklarını biraz artırıp yazı tipini büyütün. Hem daha okunaklı, hem daha dolgun görünecektir.
  • Comic Sans MS gibi karikatür yazı tipleri kullanmayın. Gerçekten, hiç komik değil.
  • Bilgi gruplarının hemen üzerine başlık adlarını, biraz daha büyükçe harflerle yerleştirin (Kişisel Bilgiler, İş tecrübesi, Eğitim gibi başlıklardan bahsediyorum). Dilerseniz bu bilgi gruplarını ayrıca çizgilerle ve boşluklarla da ayırabilirsiniz.
  • Bilgi gruplarının yarısının bir sayfada, diğer yarısının başka bir sayfada kalmamasına dikkat edin. Yani eğitim bloğunu önceki sayfanın boş kalan yerine sığdırmaya çalışırsanız ve sığmazsa yarısı sonraki sayfaya sarkar. Eğitim bilgilerinizi okumaya çalışan kişi kağıtları evirip çevirmek zorunda kalacak. İnsanların zamanı değerlidir, bunlara dikkat etmelisiniz.
  • İmla kurallarına dikkat edin. Yaygın dil bilgisi hatalarına düşmeyin. Dahi anlamındaki "de" bağlacı ayrı yazılır; unutmayın. "Bende biliyorum" yazmayın, doğrusu "ben de biliyorum" şeklindedir. Devrik ve uzun cümleler kurmayın; okuyacak kişinin zamanını dikkatli kullanmalısınız.

İmkanınız varsa hazırladığınız belgeyi bir kez de kendiniz kağıtta görün. Bu şekilde daha net bir fikir edinebilirsiniz. İş görüşmesine davet edilirseniz, eğer mümkünse, özgeçmişinizi kağıtta ve her sayfa ayrı bir saydam dosya içerisinde olacak şekilde yanınızda bulundurun.

En önemlisi; özgeçmişinizi kendiniz hazırlamalısınız. Başkalarının özgeçmişlerinden kopya çekmeyin. Örnek bir özgeçmiş arıyorsanız benimkini kullanabilirsiniz.

Özgeçmiş hazırlamak zor bir iştir ama emeğinizin karşılığını fazlasıyla öder.

Görüşmelerinizde başarılar dilerim.
İyi eğlenceler,

Sun, 02 Nov 2008

Bu defa iki haber, belki birbirine bağlayabilmişsinizdir ama ben yine de yazayım. Hürriyet, "Başbakan'dan IMF'ye rest" başlıklı haberindeki son paragrafta başbakanın sözlerini aktarmış:

İnşaat sektöründeki gelişmelere de değinen Başbakan Erdoğan, "TOKİ ile 320 bin konut yaptık. Hedefimiz 500 bine ulaşmak. Bu inşaatlarımız durmuyor, devam ediyor.Bunun yanında özel sektörün hızla devam eden inşaat alanında çalışmalar var idi.Ama 2008 yıl başı itibariyle demir-çelik ve çimento fiyatlarındaki artış süreci biraz yavaşlattı. Biz devlet olarak yatırımlarımızı durdurmadık. Son olarakta GAP ile ilgili attığımız adımla da bu süreci daha da hızlandırdık. Böyle bir sıkıntılı dönemde yatırımların devamı bizi çok daha güçlü hale getirecektir. Bu süreçte aldığımız bazı tedbirler oldu.Demir fiyatlarına yönelik bir düzenleme yaptık fakat şimdi tekrar durum öyle bir gelişme gösterdi ki, demir-çelik ve çimento fiyatlarında dünyada düşüş söz konusu.İnşaat sektörü özelde de yeniden hareketlenme içine girecektir.Bizdeki tablo bu."

Şimdi diğer haber, Somali'de kaçırılan, Sabancı Holding şirketlerinden Yasa'ya ait demir yüklü gemi ile ilgili, bu kez Yahoo news'dan:

The Yasa Neslihan was carrying iron ore from Canada to China. Fehmi Ulgener, a spokesman for Yasa Holding, which owns the vessel, said the company learned the ship had been seized through the vessels' alarm system.

Ben bir süredir çeşitli değerli metallerin fiyatlarını izliyorum ve başbakanın düşen demir fiyatları konusunda doğru bilgiler vermediğini görebiliyorum. Ekonomi ile ilgili başka şeyler de görebiliyorum bu fiyatlardan ama onları bir başka blog girdisine saklayalım.

Thu, 30 Oct 2008

28 Ekim günü Boğaziçi Üniversitesi'nden Ufuk Çağlayan'ın desteğiyle CmpE-579 kapsamında Natali ile birlikte oldukça ilginç bir sunum yaptık; küçük bir izleyici grubuna mobil dünyada ne kadar suyun hangi yöne aktığını Türkiye'den ve Dünya'dan sayılarla desteklediğimiz örneklerle göstermeye çalıştık. Tatil günü öncesi olmasına rağmen katılım beklediğimizden iyiydi. (Aslında biraz hile yaptık, sunuma giderken Burcu da bize katıldı ki kimse gelmezse anlatacak birileri olsun :)

Eğer henüz tanımıyorsanız (ki bence bir kayıptır, acilen tanışmanın bir yolunu bulun!) Natali Yeşilbahar Mobile Monday etkinliğini uzunca bir süredir İstanbul'da başarıyla organize ediyor ve mobil dünyadan profesyonelleri oldukça keyifli etkinliklerle bir araya getiriyor. Bendeniz, sefil hizmetkarınızı zaten tanıyorsunuz. Birlikte izlemesi oldukça eğlenceli bir ikili olduğumuzu itiraf etmeliyim.

Teknik detaylardan arındırdığımız bu sunumu diğer üniversitelerde de, daha geniş katılımla tekrarlamak arzusundayız. İlginizi çekerse lütfen bana ulaşın.

Thu, 23 Oct 2008

From BBC Business, on his corner Prof. Ngaire Woods provides a good easy-read overview of the global economic status-quo and speculates on potential consequences of redistribution of economic power following the turmoil. Definitely worth reading. I don't have much to say, because I agree wholeheartedly.

Wed, 22 Oct 2008

Haberler her yerde, yeni LKD Seminer Çalışma Grubu ekibi azmetmiş, kendilerine teşekkür ediyorum.

Bugün, 22 Ekim saat 19:00'da Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi'nde Özgür Yazılım konusunda biraz sohbet edeceğiz. Katılım herkese açık, adres ve kayıt için gerekli bilgiler MMOIstanbul.org'da.

Sun, 19 Oct 2008

End of an era marks the beginning of another one. With enormous sculpted success standing right behind me, I've recently quit Cellenity to explore what else the future has to offer.

On the way back home I stumbled upon the tail of this guy:

I spent the time and fuel that I'd normally be wasting around rush-hours Istanbul traffic on shows like Cebit Eurasia and Autoshow. Quick sum: Cebit is incrementally better every year, but Autoshow was spectacular. I've had the privilege to peek inside the Megane Coupe Concept, I shook hands with a member of the team who designed Sakarya University's 100% solar-cell racing car. Although fun, the rest was usual: short skirts, leg ladies, inefficient internal combustion engines, ugly car designs, little-to-no steps forward in evolution of transportation. Hybrids and electric vehicles receiving more attention was encouraging.

What comes next, I'll be blogging.

Tue, 26 Aug 2008

We need a special holiday to honor the countless kind souls with unsecured networks named 'linksys'.

We moved the house about 3 weeks ago and before our wide kitchen window we've got the kids playground. Beautiful noise little Skywalkers make. There are no unsecured 'linksys' networks I noticed though, so I happily subscribed to Turbonet. No fuss, no buzz. A gentleman knocked our door two hours after I decide to subscribe. They did not require me to have a Turk Telekom phone line because they had the wiring in the whole neighborhood. That was really quick, and I didn't have much time to tinker with a Cantenna.

Sun, 17 Aug 2008

I've been trying Microsoft Vista for the last couple months, on the post-thief-bought EasyNote BG45-P-006. Contrary to what you probably keep hearing from colleagues, Vista works relatively good for me. Am I sold for some screen blings? Definitely not. Would I give up my GNOME desktop? Definitely not. Here is the pro:

  • Good support for my hardware.
  • Fair enough power management.
  • Reliable suspend and resume.
  • Very, very good fonts and font rendering. I mean, close-to-Apple-good, but not there yet.
  • Quick user switching.

And here is what you'll love most, the con list:

  • Slow startup. It takes like ages to get a usable desktop.
  • Immature support for wireless networks. Actually, wired networks are not so good at all. I keep myself doing ipconfig /release and ipconfig /renew all the time.
  • Too many questions. Security doesn't mean ask user about everything.
  • Enormous, gigantic memory usage. Boy, a decent default desktop uses just about 1 GB memory. I've got 2, so this beast uses about half of it for itself.
  • It's messing around with my hard drive all the time. Disk light keeps blinking every couple seconds even if I have nothing running. This prevents disk from entering standby to save more power.
  • I like the new Start menu layout but searching the menu is just too slow.
  • There's no use for Sidebar on my desktop.

For your pleasure, here's what my usual work session looks like:

Most of what you see in the list is open source, or free software. I also have an Ubuntu Intrepid Ibex installation on the same device but I pushed myself to bear with Vista stupidities for a while. I think I'll go back as soon as they fix Compiz's multi-head support. For my single-headed desktop needs at work, I just use Ubuntu.

Wed, 06 Aug 2008

Bir süredir görüşlerine büyük ölçüde katıldığım ve düşüncelerine büyük değer verdiğim Yaşar Nuri Öztürk'ün Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesini takip ediyorum. Geçtiğimiz hafta Konya'da Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan habersiz işletilen kaçak Kur'an kursu binasındaki patlamayı müteakip hazırladığı bugünkü yazısından bir bölüm aktarmak istiyorum; ama makalenin geri kalanı da mutlaka okunmalı:

Bugün Türkiye'de Diyanet'in şemsiyesi altında faaliyet yürüten ve Türk halkından resmî, gayrı resmî büyük meblağlarda paralar toplayan Kur'an kursu sektörü, Allah ile aldatmanın bir hizmet kurumu gibi çalışmakta, buralara devam eden çocuklara Kur'an'ın muhtevası, ilkeleri, zulme karşı çıkan, ahlakı öneren ruhu öğretilmek yerine Arap harflerinin telaffuzu öğretilmektedir. Oysa ki Kur'an kursunun anlamı ve amacı bu değildir.

[...]

Kur'an'ı özgün metniyle okuyup anlayacak ve bunu bir bilimsel meslek olarak yürütecek insanların eğitileceği yer Kur'an kursu değil, İmam-Hatip okulu ve ilahiyat fakültesidir. Nitekim, bizler de oralardan başlayarak yetişip İslam din ilimlerinde yetki sahibi olduk. Kur'an kursunun hedefi, çocuklara veya halka, Kur'an'ın temel mesajlarını tanıtmak ve belletmektir. Bugün bu yapılmıyor. Bunun yerine Arapçılık ve Arapçacılık eğitimi yaptırılıyor. Bunun Kur'an'la, Kur'an mesajıyla ne ilgisi vardır?

Tue, 15 Jul 2008

From Robert Anson Heinlein:

A human being should be able to change a diaper, plan an invasion, butcher a hog, conn a ship, design a building, write a sonnet, balance accounts, build a wall, set a bone, comfort the dying, take orders, give orders, cooperate, act alone, solve equations, analyze a new problem, pitch manure, program a computer, cook a tasty meal, fight efficiently, die gallantly. Specialization is for insects.

And now for a slightly modified version (as seen on c2wiki by Peter Merel):

A programmer should be able to fix a bug, market an application, maintain a legacy, lead a team, design an architecture, hack a kernel, schedule a project, craft a class, route a network, give a reference, take orders, give orders, use configuration management, prototype, apply patterns, innovate, write documentation, support users, create a cool web-site, email efficiently, resign smoothly. Specialization is for recruiters.

Fri, 20 Jun 2008

Aslında konferans bugün başladı, ama ben yarın sabah erken saatlerde yola çıkıp İstanbul'dan Ankara'ya gidebileceğim.

Yarın (21 Haziran Cumartesi) Saat 10:00-11:00 arasında A salonunda Başarılı Yazılım Projelerinin Sırrı: Değişimi Kucaklamak adındaki sunumu yapacağım; ama belgede görünene ek olarak sunumda önerdiğim bazı planlama tekniklerine olan ihtiyacı desteklemek üzere Türkiye'deki yazılım sektörü ile ilgili etraftan topladığım bazı verileri de paylaşacağım.

Sunumun aslında özgür yazılımla doğrudan ilgisi yok, eğer yazılım projelendirme süreç ve tekniklerine ilgi duyuyorsanız, yazılım geliştirme süreçlerini daha verimli hale getirmenin yollarını arıyorsanız naçizane tecrübemi paylaşmaya çalışacağım sunuma katılmanızdan memnuniyet duyarım.

Ankara'da görüşmek üzere.

Sat, 14 Jun 2008

Değerli Türk Sanat Müziği bestekârımız Avni Anıl bugün İzmir'de vefat etti. Söylenecek pek çok şarkı bıraktı bizlere. Ruhu şâd olsun, Allah günahlarını affetsin.

Wed, 14 May 2008

Daha önce İngiliz hükümetinin aldığı Dumansız İngiltere kararı ve bununla ilgili yasayı aktarmıştım. Bildiğiniz gibi artık Türkiye'de de kapalı alanlarda sigara içmek yasak. LKD seminerleri sayesinde Türkiye'deki üniversitelerin önemli bir bölümünü ve bazı liseleri dolaşma fırsatım oldu; içim acıyarak gördüm ki özellikle üniversite kampüslerinde sigara tüketimi akıl almaz boyutlarda. Metnin hazırlanmasından yasanın mecliste kabulüne kadar emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Yasanın yürürlüğe gireceği tarihin de sembolik önemi var, 19 Mayıs'dan itibaren en az bir duvarı olan ve üstü kapalı, kamuya açık herhangi bir yerde sigara içilemeyecek.

Daha sağlıklı bir topluma sahip olmanın benim görebildiğim en önemli yan etkisi sosyal güvenlik maliyetlerinin orta ve uzun vadede azalacak olması; bu sayede daha sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemine erişilmesi.

Dumansız günler dilerim.

Fri, 09 May 2008

Mankind invested a lot in Internal Combustion Engines, possibly more so than they deserve. Watch this:

  • They're inefficient. Even when turbocharged, an average ICE will achieve about 25% efficiency when converting fuel to kinetic energy.
  • They're noisy. Fuel burns, potential energy of the fuel is converted to kinetic energy but you can only utilize 25% at best. So where does the rest of the energy go? Simple, some of it becomes noise.
  • They heat up. Well, some more of the wasted energy is also released as heat.
  • They pollute. In many different ways. An ICE can't possibly burn all of the fuel, that would require enormous amounts of oxygen and air, so they only burn it partially. A good wealth of fuel pass out (either intact or as a result of many chemical reactions) from the exhaust, even when turbocharged. Released waste is hazardous to plants, animals and man.
  • There's more crap. An ICE requires quite a bit more of complicated machinery to be useful on small cars: The Transmission System. Quite a lot of the kinetic energy generated by the engine after burning fuel is once again lost somewhere in this machinery.
  • They are heavy. ICE and the machinery it comes attached with has to be made of strong and heavy metal like steel to survive the load. Lets face it: a 4-people car, 100kg for each person and 50kg for the luggage makes 450kg. But an average car weight today is about 1200kg. This is, in my humble opinion, ridiculous at best.
  • They are dangerous, because you carry very flammable fuel with you. Well, diesels are slightly less dangerous, I must admit.
  • Initial, operational and maintenance costs are incredible. These giant waste-generating monsters require that several parts changed with new ones frequently.

So it looks like mankind found another way of screwing each other and himself, not long ago. Boy, compare that to the old way now. Harnessed horses are efficient, relatively fast, comfortable, quiet and environment friendly. Even the waste is utilized somewhere in agriculture industry.

Yes, I drove the car this morning to come to work. And yes again, it has an internal combustion engine and a total weight of about 1200kg.

Soon I will write about the realistic alternatives.

Tue, 06 May 2008

That's what I have become. Speaking of energy efficiency and cars I'd like to post my personal quick-and-dirty efficiency-focused market review about cars due to popular demand.

We own a 2007 Renault Megane II 1.5 DCI Expression 80hp. We did some 20000 kilometers in the last 6 months and I've collected some statistics about efficiency. I'm not really happy to drive an internal combustion engine but this ~1200kg device proved to be somewhat efficient:

More than 1250 kilometers per 60-litres-tank (and still going, will probably do about 1300) is not so bad if you're patient enough to cruise around 100km/h. More than half of this was done on city traffic, which means the engine consumes 4.3lt/100kms and according to Renault its CO2 emission is something like 117g/km and 91% of the mass can be recycled. Interior quality is not so good compared to a BMW, but it has relatively good price/performance ratio.

Small Common-rail Diesel engines are relatively efficient, but Renault-Nissan is after something better: Project Better Place. Apparently Renault will supply 100% electric cars and help build the infrastructure in Israel and Denmark to support usage of electric cars. The project is supported by the government in a usual way: reduced taxes.

If you're interested in hybrids, which I'm not really into: there's Honda Civic Sedan Hybrid. And for god's sake, please, no SUVs.

We use public transport when possible, I'll buy a bike for the summer, and we just walk when time permits. Safe and healthy, highly recommended. Human body is 9th Symphony of the nature, the most efficient food-to-you-know-what converter ever.

Enjoy.

Mon, 05 May 2008

Az önce Microsoft Türkiye Genel Müdürü Çağlayan Arkan'ın web günlüğündeki haberi gördüm, kısmen aktarıyorum:

Microsoft İnovasyon Merkezi Kuruluyor...

Beni son derece heyecanlandıran, hem bilişim sektörü, hem de Türkiye için çok güzel bir yatırım haberini burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Microsoft Türkiye olarak, iş ortaklarımızı ve üniversiteleri de yanımıza alarak Ankara’da Microsoft İnovasyon Merkezi’ni kurma kararı aldık. Amacımız iş ortaklarımız ve üniversitelerle birlikte ortak bir çatı altında teknoloji geliştirmeye uygun bir ortam sağlamak. Kısaca, Ankara'da bir ar-ge yatırımı yapıyoruz. Uygulamalı Araştırma, Uygulama Geliştirme, Test bu merkezdeki 3 ana faaliyet alanımız olacak.

buna göre 28 Şubat'da mecliste kabul edilerek 13 Mart'da yürürlüğe giren Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun ile sağlanan vergi avantajlarından Microsoft da faydalanabilir hale mi gelecek acaba? Asıl amaç Türkiye'de araştırma ve geliştirme yapmak yerine devlete ödenen vergiyi azaltarak kârı artırmak mıdır? Bunları gerçekten merak ediyorum.

Yasanın içeriğine bakınca, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın Nortel Netaş'da bu yasayı tanıtmak üzere yaptığı konuşmada kendisinin de belirttiği üzere, amaç yerli ve münferit girişimi desteklemek değil yabancı yatırımcıların (muhtemelen yasa tarafından AR-GE zannedilen, ama aslında tam olarak AR-GE olmayan) faaliyetlerini Türkiye'ye kaydırarak maliyetlerini azaltmalarını sağlamak. Memleketi bir başka yoldan daha satıyoruz, üstelik oldukça ucuza.

Fri, 02 May 2008

It's a big shame that one has to dig deep through the Business category in their site to find out such big news. Obviously making it a headline hurts interests of some big fat guys, so they're carefully hidden apparently. Straight from the BBC Business:

The Bolivian government has continued its nationalisation of key industries by taking controlling stakes in oil, gas and telecoms companies.

President Evo Morales wants to increase the revenue his country receives from its industries. Parts of Bolivia's energy industry was privatised in the 1990s, with foreign companies taking 50% stakes. In an announcement on the 1 May workers' holiday, President Morales said: "Basic services - call them energy, water or communications - cannot be in the hands of private business," he said. "They are public services."

I feel the hope. There are good people in the world, doing good things for the people.

Compare that to what we have been doing, back in 2001 when the late Bulent Ecevit was the Prime Minister, again straight from BBC Business:

Turkish shares fell almost 15% on Monday.

Investors feared that a political row between the Turkish president and Prime Minister would block $7.7bn of emergency aid from the International Monetary Fund (IMF). The IMF has agreed to release the money on the condition that Turkey speeds up the privatisation of its energy and telecoms sectors, and reforms its banking sector.

"We will take every possible measure to avoid an economic crisis", said Prime Minister Bulent Ecevit.

It's real, it's not a nightmare. And it's getting worse.

About me

I'm Enver ALTIN, the only employee at Construia.

Calendar

November 2008
SuMoTuWeThFrSa
       1
2 3 4 5 6 7 8
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30      

Categories

/ (364)
  articles/ (1)
  books/ (7)
  coffee/ (1)
  debian/ (1)
  events/ (9)
  factsoflife/ (13)
  general/ (8)
  gnome/ (16)
  humor/ (21)
  lkd/ (8)
  management/ (1)
  mobile/ (2)
  mono/ (4)
  music/ (8)
  personal/ (36)
  politics/ (29)
  postgresql/ (4)
  programming/ (12)
  projects/ (2)
  quotes/ (1)
  technology/ (8)
  tips/ (7)
  travel/ (1)
  work/ (13)

Archives

Links

Popular

Talk slides

License

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 2.5 License.

Miscellaneous

This site is built on the wonders of Pyblosxom, supposed to be W3C XHTML 1.0 and CSS 1.0 compliant, always handcoded using Vim. The server that hosts this site is powered by Debian GNU/Linux.
.O.
..O
OOO